البحث

عبارات مقترحة:

المجيد

كلمة (المجيد) في اللغة صيغة مبالغة من المجد، ومعناه لغةً: كرم...

المقدم

كلمة (المقدِّم) في اللغة اسم فاعل من التقديم، وهو جعل الشيء...

السيد

كلمة (السيد) في اللغة صيغة مبالغة من السيادة أو السُّؤْدَد،...

الترجمة التركية - مركز رواد الترجمة

ترجمة معاني القرآن الكريم للغة التركية ترجمها فريق مركز رواد الترجمة بالتعاون مع موقع دار الأسلام www.islamhouse.com.

1- ﴿بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا﴾


Savurup tozutan rüzgârlara andolsun.

2- ﴿فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا﴾


Ağır yük taşıyan (bulut) lara.

3- ﴿فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا﴾


Kolayca akıp giden (gemi) lere.

4- ﴿فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا﴾


İşleri taksim edenlere (meleklere).

5- ﴿إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ﴾


Size vadedilen kesinlikle doğrudur.

6- ﴿وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ﴾


Ceza (karşılık) günü kuşkusuz vuku bulacaktır.

7- ﴿وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ﴾


Güzel yolları (ve yörüngeleri) olan göğe andolsun.

8- ﴿إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍ﴾


Muhakkak siz çelişkili bir söz içindesiniz.

9- ﴿يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ﴾


Ondan döndürülen kimseler döndürülür.

10- ﴿قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ﴾


Kahrolsun o yalancılar!

11- ﴿الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ﴾


Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.

12- ﴿يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ﴾


"Ceza günü ne zaman diye sorarlar?"

13- ﴿يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ﴾


O gün, onların ateşte yakılarak azap görecekleri gündür.

14- ﴿ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ﴾


(Görevli melekler onlara şöyle der): “Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur.”

15- ﴿إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ﴾


Takva sahibi olanlar ise, Cennetler'de ve pınarlardadır.

16- ﴿آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ﴾


Rablerinin kendilerine verdiklerini almışlardır. Çünkü onlar bundan önce iyi kimseler idiler.

17- ﴿كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ﴾


Geceleri pek az uyurlardı.

18- ﴿وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ﴾


Seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.

19- ﴿وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ﴾


Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.

20- ﴿وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ﴾


Yeryüzünde gerçekten iman edecekler için ayetler vardır.

21- ﴿وَفِي أَنْفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ﴾


Ve kendi nefislerinizde de (ayetler vardır). Yine de görmüyor musunuz?

22- ﴿وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ﴾


Gökte de sizin rızkınız ve size vadedilen şeyler vardır.

23- ﴿فَوَرَبِّ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ﴾


Göğün ve yerin Rabbi hakkı için o sizin konuştuğunuz gibi kesin bir gerçektir.

24- ﴿هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ﴾


İbrahim’in şerefli kılınmış konuklarının haberi sana geldi mi?

25- ﴿إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا ۖ قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ﴾


Hani O’nun yanına girmişler: “Selam!” demişlerdi. O da: "Selam! (Sizin üzerinize). (Sizler) tanınmayan yabancı kimselersiniz.” demişti.

26- ﴿فَرَاغَ إِلَىٰ أَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ﴾


Hemen ailesinin yanına gidip semiz bir buzağı getiriverdi.

27- ﴿فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ﴾


Bunu onların önüne yaklaştırdı ve: "Yemez misiniz?" dedi.

28- ﴿فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ﴾


Onlardan dolayı içine bir korku düştü. "Korkma!" dediler. Ona bilgin bir erkek çocuğu müjdelediler.

29- ﴿فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ﴾


Karısı bir çığlık içinde çıka gelip, (elleriyle) yüzüne vurarak: "Ben, kısır bir kocakarıyım." dedi.

30- ﴿قَالُوا كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ﴾


Dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Muhakkak ki O; Hakîm'dir, Alîm'dir."

31- ﴿۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ﴾


İbrahim, onlara: “O halde göreviniz nedir ey elçiler?” dedi.

32- ﴿قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَىٰ قَوْمٍ مُجْرِمِينَ﴾


Onlar: “Şüphe yok ki biz günahkâr bir topluluğa gönderildik” dediler.

33- ﴿لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طِينٍ﴾


"Onların üzerilerine balçıktan yapılmış taşlar atacağız."

34- ﴿مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ﴾


(Bu taşlar) Rabbinin katında haddi aşanlar için işaretlenmiş (taşlardır).

35- ﴿فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ﴾


Bunun üzerine orada bulunan Mü’minleri çıkardık.

36- ﴿فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ﴾


Zaten orada bir ev halkından başka Müslüman bulamadık.

37- ﴿وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ﴾


Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.

38- ﴿وَفِي مُوسَىٰ إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ﴾


Musa (kıssasında da ibret vardır). Hani biz, onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.

39- ﴿فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ﴾


Firavun, bütün (kişisel ve askeri) gücüyle yüz çevirmiş ve: "Bu, ya bir büyücü veya bir delidir." demişti.

40- ﴿فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ﴾


Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık. O (küfründen dolayı) kınanmış bir kimseydi.

41- ﴿وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ﴾


Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

42- ﴿مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ﴾


Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

43- ﴿وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّىٰ حِينٍ﴾


Semud'da da (ibretler) vardır. Onlara: "Bir süreye kadar faydalanın." denmişti.

44- ﴿فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ﴾


Rablerinin emrine kibirlenip isyan ettiler. Bu yüzden bakıp dururken onları yıldırım çarpmıştı.

45- ﴿فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرِينَ﴾


Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

46- ﴿وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ﴾


Bunlardan önce de Nuh kavmini (helâk etmiştik). Çünkü onlar, fasık/yoldan çıkmış bir toplum idiler.

47- ﴿وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ﴾


Ve biz göğü kudret ve kuvvetle bina ettik ve muhakkak biz genişleticiyiz.

48- ﴿وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ﴾


Yeryüzünü de yayıp döşedik. Ne güzel döşeyiciyiz.

49- ﴿وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ﴾


Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.

50- ﴿فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ﴾


O halde Allah’a kaçın. Çünkü ben, size Onun katından (gönderilmiş) açık bir uyarıcıyım.

51- ﴿وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ﴾


Allah ile beraber başkasını ilah edinmeyin. Zira ben, size O'nun tarafından (gönderilmiş) açık bir uyarıcıyım.

52- ﴿كَذَٰلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ﴾


İşte böylece, onlardan öncekilere herhangi bir peygamber geldiğinde hemen; "O, bir büyücüdür veya delidir." dediler.

53- ﴿أَتَوَاصَوْا بِهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ﴾


Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar, taşkın bir toplum idiler.

54- ﴿فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنْتَ بِمَلُومٍ﴾


Sen yüz çevir onlardan, artık kınanacak değilsin.

55- ﴿وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَىٰ تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ﴾


Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt, iman edenlere fayda verir.

56- ﴿وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴾


Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler, diye yarattım.

57- ﴿مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ﴾


Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum.

58- ﴿إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ﴾


Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.

59- ﴿فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ﴾


Muhakkak (geçmişteki) arkadaşlarının azaptan payları olduğu gibi, zulmedenlerin de azaptan bir payları vardır. Artık acele etmesinler.

60- ﴿فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ﴾


Tehdit olundukları o (azap) günlerinden dolayı vay o kâfir olanlara!

الترجمات والتفاسير لهذه السورة: