البحث

عبارات مقترحة:

المجيد

كلمة (المجيد) في اللغة صيغة مبالغة من المجد، ومعناه لغةً: كرم...

المنان

المنّان في اللغة صيغة مبالغة على وزن (فعّال) من المَنّ وهو على...

الباسط

كلمة (الباسط) في اللغة اسم فاعل من البسط، وهو النشر والمدّ، وهو...

الترجمة التركية - مجمع الملك فهد

ترجمة معاني القرآن الكريم للغة التركية، ترجمها ممجموعة من العلماء، نشرها مجمع الملك فهد لطباعة المصحف الشريف بالمدينة المنورة، عام الطبعة 1422هـ. ملاحظة: ترجمات بعض الآيات (مشار إليها) تم تصويبها بمعرفة مركز رواد الترجمة، مع إتاحة الاطلاع على الترجمة الأص

1- ﴿بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا﴾


Savurarak esen,

2- ﴿فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا﴾


yağmur bulutlarını taşıyan,

3- ﴿فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا﴾


gemileri kolayca yüzdüren

4- ﴿فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا﴾


ve yağmurları taksim eden rüzgârlara yemin olsun ki

5- ﴿إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ﴾


size vâdedilen, kesinlikle doğrudur

6- ﴿وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ﴾


ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.

7- ﴿وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ﴾


İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki

8- ﴿إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍ﴾


siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.

9- ﴿يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ﴾


Ondan (Kur'an'dan veya imandan ancak) döndürülebilen döndürülür.

10- ﴿قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ﴾


Kahrolsun o koyu yalancılar!

11- ﴿الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ﴾


Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.

12- ﴿يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ﴾


Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.

13- ﴿يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ﴾


O gün onlar ateşe sokulacaklardır.

14- ﴿ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ﴾


Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)

15- ﴿إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ﴾


Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.

16- ﴿آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ﴾


Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.

17- ﴿كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ﴾


Geceleri pek az uyurlardı.

18- ﴿وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ﴾


Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.

19- ﴿وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ﴾


Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.

20- ﴿وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ﴾


Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.

21- ﴿وَفِي أَنْفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ﴾


Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?

22- ﴿وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ﴾


Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.

23- ﴿فَوَرَبِّ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ﴾


Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.

24- ﴿هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ﴾


İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)

25- ﴿إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا ۖ قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ﴾


Onlar İbrahim’in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.

26- ﴿فَرَاغَ إِلَىٰ أَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ﴾


Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,

27- ﴿فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ﴾


Onların önüne koyup «Yemez misiniz?» demişti.

28- ﴿فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ﴾


Derken onlardan korkmaya başladı. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.

29- ﴿فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ﴾


Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: «Ben kısır bir kocakarıyım!» dedi.

30- ﴿قَالُوا كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ﴾


Onlar da "Rabbin böyle buyurdu; O, hikmet sahibidir ve her şeyi hakkıyla bilendir" demişlerdi.

31- ﴿۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ﴾


(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.

32- ﴿قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَىٰ قَوْمٍ مُجْرِمِينَ﴾


«Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik.»

33- ﴿لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طِينٍ﴾


«Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).»

34- ﴿مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ﴾


(Bu taşlar,) aşın gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).

35- ﴿فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ﴾


Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.

36- ﴿فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ﴾


Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.

37- ﴿وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ﴾


Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.

38- ﴿وَفِي مُوسَىٰ إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ﴾


Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

39- ﴿فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ﴾


Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: «O, bir büyücüdür veya bir delidir» demişti.

40- ﴿فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ﴾


Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

41- ﴿وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ﴾


Âd kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

42- ﴿مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ﴾


Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.

43- ﴿وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّىٰ حِينٍ﴾


Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.

44- ﴿فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ﴾


Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.

45- ﴿فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرِينَ﴾


Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

46- ﴿وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ﴾


Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.

47- ﴿وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ﴾


Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.

48- ﴿وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ﴾


Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!

49- ﴿وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ﴾


Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.

50- ﴿فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ﴾


O halde Allah’a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.

51- ﴿وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ﴾


"Allah ile beraber bir başkasını ilah kılmayın. Ben, sizin için O'nun tarafından gönderilen apaçık bir uyarıcıyım."

52- ﴿كَذَٰلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ﴾


İşte böylece, onlardan öncekilere herhangi bir peygamber geldiğinde hemen: "O, bir büyücüdür veya delidir," dediler.

53- ﴿أَتَوَاصَوْا بِهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ﴾


Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.

54- ﴿فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنْتَ بِمَلُومٍ﴾


Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.

55- ﴿وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَىٰ تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ﴾


Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.

56- ﴿وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴾


Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

57- ﴿مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ﴾


Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.

58- ﴿إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ﴾


Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.

59- ﴿فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ﴾


Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!

60- ﴿فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ﴾


Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!

الترجمات والتفاسير لهذه السورة: