البحث

عبارات مقترحة:

الشافي

كلمة (الشافي) في اللغة اسم فاعل من الشفاء، وهو البرء من السقم،...

الشهيد

كلمة (شهيد) في اللغة صفة على وزن فعيل، وهى بمعنى (فاعل) أي: شاهد،...

العليم

كلمة (عليم) في اللغة صيغة مبالغة من الفعل (عَلِمَ يَعلَمُ) والعلم...

الترجمة التركية - مركز رواد الترجمة

ترجمة معاني القرآن الكريم للغة التركية ترجمها فريق مركز رواد الترجمة بالتعاون مع موقع دار الأسلام www.islamhouse.com.

1- ﴿بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ﴾


Kıyamet koptuğu zaman.

2- ﴿لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ﴾


Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.

3- ﴿خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ﴾


O; alçaltıcı, yükselticidir.

4- ﴿إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا﴾


Yer şiddetle sarsılınca.

5- ﴿وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا﴾


Dağlar paramparça olduğunda.

6- ﴿فَكَانَتْ هَبَاءً مُنْبَثًّا﴾


Derken toz toprak halinde dağılıp savrulduğu zaman.

7- ﴿وَكُنْتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً﴾


Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.

8- ﴿فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ﴾


Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

9- ﴿وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ﴾


Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

10- ﴿وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ﴾


(Hayırda) önde olanlar, öncülerdir.

11- ﴿أُولَٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ﴾


İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.

12- ﴿فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ﴾


Onlar Naim Cennetleri'ndedirler.

13- ﴿ثُلَّةٌ مِنَ الْأَوَّلِينَ﴾


Bir çoğu öncekilerdendir.

14- ﴿وَقَلِيلٌ مِنَ الْآخِرِينَ﴾


Birazı da sonrakilerdendir.

15- ﴿عَلَىٰ سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ﴾


(Altın ile) işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

16- ﴿مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ﴾


Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

17- ﴿يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ﴾


Onların etrafında ölümsüz genç hizmetçiler dolaşır.

18- ﴿بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ﴾


Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.

19- ﴿لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَ﴾


Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.

20- ﴿وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ﴾


Beğendikleri meyveler.

21- ﴿وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ﴾


Canlarının çektiği kuş etleri.

22- ﴿وَحُورٌ عِينٌ﴾


Ve iri gözlü huriler.

23- ﴿كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ﴾


Saklı inciler gibi.

24- ﴿جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴾


İşledikleri amellere karşılık olarak (verilir.)

25- ﴿لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا﴾


Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

26- ﴿إِلَّا قِيلًا سَلَامًا سَلَامًا﴾


Söylenen; yalnızca "Selâm, selâm!" dır.

27- ﴿وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ﴾


Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

28- ﴿فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ﴾


Dikensiz sedir ağaçlarında.

29- ﴿وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ﴾


Salkım salkım muz ağaçlarında.

30- ﴿وَظِلٍّ مَمْدُودٍ﴾


Uzamış gölgeler.

31- ﴿وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ﴾


Çağlayarak akan sular.

32- ﴿وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ﴾


Bir çok meyveler.

33- ﴿لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ﴾


Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.

34- ﴿وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ﴾


Ve yüksek döşekler içindedirler.

35- ﴿إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً﴾


Biz, o hurileri yeni bir yaratılışla yarattık.

36- ﴿فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا﴾


Onları bakireler kıldık.

37- ﴿عُرُبًا أَتْرَابًا﴾


Eşlerine düşkün ve yaşıt.

38- ﴿لِأَصْحَابِ الْيَمِينِ﴾


Sağ taraftakiler için.

39- ﴿ثُلَّةٌ مِنَ الْأَوَّلِينَ﴾


Bir çoğu öncekilerden.

40- ﴿وَثُلَّةٌ مِنَ الْآخِرِينَ﴾


Bir çoğu da sonrakilerdendir.

41- ﴿وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ﴾


Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

42- ﴿فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ﴾


İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.

43- ﴿وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ﴾


Simsiyah bir duman gölgesinde.

44- ﴿لَا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ﴾


Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!

45- ﴿إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ﴾


Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.

46- ﴿وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيمِ﴾


Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

47- ﴿وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ﴾


"Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.

48- ﴿أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ﴾


"Daha önceki atalarımız da mı?"

49- ﴿قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ﴾


De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."

50- ﴿لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ﴾


Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.

51- ﴿ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ﴾


Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!

52- ﴿لَآكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ﴾


Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

53- ﴿فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ﴾


Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.

54- ﴿فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ﴾


Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

55- ﴿فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ﴾


Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.

56- ﴿هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ﴾


İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

57- ﴿نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ﴾


Sizi biz yarattık. (Tekrardan yaratılışı) tasdik etmeniz gerekmez mi ?

58- ﴿أَفَرَأَيْتُمْ مَا تُمْنُونَ﴾


Akıttığınız meniyi gördünüz mü?

59- ﴿أَأَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ﴾


Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa yaratan biz miyiz?

60- ﴿نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ﴾


Aranızda ölümü takdir eden biziz. Bizler aciz de değiliz.

61- ﴿عَلَىٰ أَنْ نُبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ﴾


Yerinize benzerlerinizi getirip, değiştirmek ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden yaratmak hususunda.

62- ﴿وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ﴾


Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?

63- ﴿أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ﴾


Ektiğiniz şeyleri gördünüz mü?

64- ﴿أَأَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ﴾


Onu siz mi bitiriyorsunuz? Yoksa bitiren biz miyiz?

65- ﴿لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ﴾


Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık; siz de şaşırıp kalırdınız.

66- ﴿إِنَّا لَمُغْرَمُونَ﴾


"Muhakkak biz, çok ziyandayız!"

67- ﴿بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ﴾


"Daha doğrusu biz yoksul bırakıldık (dersiniz)."

68- ﴿أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ﴾


İçtiğiniz suyu gördünüz mü?

69- ﴿أَأَنْتُمْ أَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ﴾


Onu buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?

70- ﴿لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ﴾


Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

71- ﴿أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ﴾


Tutuşturup, yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

72- ﴿أَأَنْتُمْ أَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنْشِئُونَ﴾


Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa yaratan biz miyiz?

73- ﴿نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ﴾


Biz onu, bir ibret ve gelip geçen yolcuların istifadesi için yarattık.

74- ﴿فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ﴾


O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

75- ﴿۞ فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ﴾


Yıldızların yerlerine yemin ederim ki!

76- ﴿وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ﴾


Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.

77- ﴿إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ﴾


Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.

78- ﴿فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ﴾


Gizli/korunmuş bir kitaptadır.

79- ﴿لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ﴾


Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.

80- ﴿تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ﴾


Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

81- ﴿أَفَبِهَٰذَا الْحَدِيثِ أَنْتُمْ مُدْهِنُونَ﴾


Şimdi siz, bu sözü mü yalanlıyorsunuz?

82- ﴿وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ﴾


Onu yalanlayarak mı size verilen nimete şükrediyorsunuz?

83- ﴿فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ﴾


Hani can boğaza gelip dayandığında.

84- ﴿وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ﴾


O vakit siz bakıp durursunuz.

85- ﴿وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ﴾


Biz; ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

86- ﴿فَلَوْلَا إِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ﴾


Madem ki (tekrardan dirilip) ceza görmeyecekmişsiniz.

87- ﴿تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ﴾


Eğer doğru söylüyor iseniz, onu (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!

88- ﴿فَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ﴾


Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan ise.

89- ﴿فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ﴾


Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.

90- ﴿وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ﴾


Eğer o, sağdakilerden ise.

91- ﴿فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ﴾


Ey sağdaki! Sana selam olsun!

92- ﴿وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ﴾


Eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.

93- ﴿فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ﴾


İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

94- ﴿وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ﴾


Ve (onun sonu) Cehennem'e atılmaktır.

95- ﴿إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ﴾


Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.

96- ﴿فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ﴾


O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

الترجمات والتفاسير لهذه السورة: