البحث

عبارات مقترحة:

الباسط

كلمة (الباسط) في اللغة اسم فاعل من البسط، وهو النشر والمدّ، وهو...

الغني

كلمة (غَنِيّ) في اللغة صفة مشبهة على وزن (فعيل) من الفعل (غَنِيَ...

الترجمة التركية - مجمع الملك فهد

ترجمة معاني القرآن الكريم للغة التركية، ترجمها ممجموعة من العلماء، نشرها مجمع الملك فهد لطباعة المصحف الشريف بالمدينة المنورة، عام الطبعة 1422هـ. ملاحظة: ترجمات بعض الآيات (مشار إليها) تم تصويبها بمعرفة مركز رواد الترجمة، مع إتاحة الاطلاع على الترجمة الأص

1- ﴿بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ﴾


Kıyamet koptuğu zaman,

2- ﴿لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ﴾


ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;

3- ﴿خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ﴾


O, alçaltıcı, yükselticidir.

4- ﴿إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا﴾


Yer şiddetle sarsıldığı zaman,

5- ﴿وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا﴾


Dağlar parçaladığı zaman,

6- ﴿فَكَانَتْ هَبَاءً مُنْبَثًّا﴾


dağılıp toz duman haline geldiği

7- ﴿وَكُنْتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً﴾


ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,

8- ﴿فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ﴾


sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!

9- ﴿وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ﴾


Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!

10- ﴿وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ﴾


(Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.

11- ﴿أُولَٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ﴾


İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır.

12- ﴿فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ﴾


Naîm cennetlerinde.

13- ﴿ثُلَّةٌ مِنَ الْأَوَّلِينَ﴾


(Onların) çoğu önceki ümmetlerden,

14- ﴿وَقَلِيلٌ مِنَ الْآخِرِينَ﴾


birazı da sonrakilerdendir.

15- ﴿عَلَىٰ سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ﴾


Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedir,

16- ﴿مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ﴾


karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

17- ﴿يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ﴾


Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;

18- ﴿بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ﴾


Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

19- ﴿لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَ﴾


Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

20- ﴿وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ﴾


(Onlara) beğendikleri meyveler,

21- ﴿وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ﴾


Canlarının çektiği kuş etleri,

22- ﴿وَحُورٌ عِينٌ﴾


iri gözlü huriler,

23- ﴿كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ﴾


saklı inciler gibi

24- ﴿جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴾


yaptıklarına karşılık olarak (verilir).

25- ﴿لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا﴾


Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

26- ﴿إِلَّا قِيلًا سَلَامًا سَلَامًا﴾


Söylenen, yalnızca «selâm, selâm »dır.

27- ﴿وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ﴾


Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere (amel defteri sağdan verilenlere)!

28- ﴿فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ﴾


Düzgün kiraz ağacı,

29- ﴿وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ﴾


meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,

30- ﴿وَظِلٍّ مَمْدُودٍ﴾


uzamış gölgeler,

31- ﴿وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ﴾


çağlayarak akan sular,

32- ﴿وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ﴾


sayısız meyveler içindedirler;

33- ﴿لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ﴾


Tükenmeyen ve yasaklanmayan,

34- ﴿وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ﴾


ve kabartılmış döşekler üstündedirler.

35- ﴿إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً﴾


Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yeni yarattık.

36- ﴿فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا﴾


Onları, eşlerine bâkireler kıldık.

37- ﴿عُرُبًا أَتْرَابًا﴾


Düşkün ve yaşıt.

38- ﴿لِأَصْحَابِ الْيَمِينِ﴾


Bütün bunlar sağdakiler içindir.

39- ﴿ثُلَّةٌ مِنَ الْأَوَّلِينَ﴾


Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.

40- ﴿وَثُلَّةٌ مِنَ الْآخِرِينَ﴾


Birçoğu da sonrakilerdendir.

41- ﴿وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ﴾


Soldakiler; ne yazık o soldakilere (amel defteri soldan verilenlere)!

42- ﴿فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ﴾


İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,

43- ﴿وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ﴾


kapkara dumandan bir gölge altındadırlar,

44- ﴿لَا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ﴾


serin ve hoş olmayan.

45- ﴿إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ﴾


Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.

46- ﴿وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيمِ﴾


Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.

47- ﴿وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ﴾


Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?

48- ﴿أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ﴾


Önceki atalarımız da mı?

49- ﴿قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ﴾


De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,

50- ﴿لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ﴾


belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır! 

51- ﴿ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ﴾


Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!

52- ﴿لَآكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ﴾


Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

53- ﴿فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ﴾


Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

54- ﴿فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ﴾


Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

55- ﴿فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ﴾


Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

56- ﴿هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ﴾


İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!

57- ﴿نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ﴾


Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?

58- ﴿أَفَرَأَيْتُمْ مَا تُمْنُونَ﴾


Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?

59- ﴿أَأَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ﴾


Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

60- ﴿نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ﴾


Aranızda ölümü takdir eden biziz ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.

61- ﴿عَلَىٰ أَنْ نُبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ﴾


Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).

62- ﴿وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ﴾


Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

63- ﴿أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ﴾


Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.

64- ﴿أَأَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ﴾


Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

65- ﴿لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ﴾


Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.

66- ﴿إِنَّا لَمُغْرَمُونَ﴾


«Doğrusu borç altına girdik.

67- ﴿بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ﴾


Daha doğrusu, biz yoksul kaldık» (derdiniz).

68- ﴿أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ﴾


Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?

69- ﴿أَأَنْتُمْ أَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ﴾


Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

70- ﴿لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ﴾


Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

71- ﴿أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ﴾


Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,

72- ﴿أَأَنْتُمْ أَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنْشِئُونَ﴾


onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

73- ﴿نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ﴾


Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.

74- ﴿فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ﴾


Öyleyse Yüce Rabbinin adıyla tesbih et.

75- ﴿۞ فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ﴾


Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,

76- ﴿وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ﴾


Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir. 

77- ﴿إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ﴾


Değerli bir Kur'an'dır.

78- ﴿فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ﴾


Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan

79- ﴿لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ﴾


Ona ancak temizlenenler dokunabilir.

80- ﴿تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ﴾


O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

81- ﴿أَفَبِهَٰذَا الْحَدِيثِ أَنْتُمْ مُدْهِنُونَ﴾


Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

82- ﴿وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ﴾


Allah’ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?

83- ﴿فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ﴾


Hele can boğaza dayandığı zaman,

84- ﴿وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ﴾


O vakit siz bakar durursunuz.

85- ﴿وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ﴾


(O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

86- ﴿فَلَوْلَا إِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ﴾


Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,

87- ﴿تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ﴾


Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!

88- ﴿فَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ﴾


Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,

89- ﴿فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ﴾


ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

90- ﴿وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ﴾


Eğer o sağdakilerden ise,

91- ﴿فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ﴾


«Ey sağdaki! Sana selam olsun!»

92- ﴿وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ﴾


Ama yalanlayan sapıklardan ise,

93- ﴿فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ﴾


İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!

94- ﴿وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ﴾


Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.

95- ﴿إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ﴾


Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.

96- ﴿فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ﴾


O halde Yüce Rabbinin adıyla tesbîh et.

الترجمات والتفاسير لهذه السورة: