البحث

عبارات مقترحة:

العفو

كلمة (عفو) في اللغة صيغة مبالغة على وزن (فعول) وتعني الاتصاف بصفة...

اللطيف

كلمة (اللطيف) في اللغة صفة مشبهة مشتقة من اللُّطف، وهو الرفق،...

الترجمة التركية - مركز رواد الترجمة

ترجمة معاني القرآن الكريم للغة التركية ترجمها فريق مركز رواد الترجمة بالتعاون مع موقع دار الأسلام www.islamhouse.com.

1- ﴿بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ﴾


Birbirlerine neyi soruyorlar?

2- ﴿عَنِ النَّبَإِ الْعَظِيمِ﴾


O büyük haberi mi?

3- ﴿الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ﴾


Ki onlar, onda ihtilafa düşmüşlerdir.

4- ﴿كَلَّا سَيَعْلَمُونَ﴾


Hayır! Onlar yakında öğrenecekler.

5- ﴿ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ﴾


Sonra tekrar hayır! Yakında öğrenecekler.

6- ﴿أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا﴾


Yeri bir döşek kılmadık mı?

7- ﴿وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا﴾


Dağları da birer kazık kılmadık mı?

8- ﴿وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجًا﴾


Sizleri (erkekli dişili) eşler halinde yarattık.

9- ﴿وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا﴾


Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.

10- ﴿وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا﴾


Geceyi örtü bir kıldık.

11- ﴿وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا﴾


Gündüzü de geçim zamanı kıldık.

12- ﴿وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا﴾


Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.

13- ﴿وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا﴾


Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.

14- ﴿وَأَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا﴾


Ve yağmur yüklü bulutlardan şarıl şarıl akan bir su indirdik.

15- ﴿لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا﴾


Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye.

16- ﴿وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا﴾


Ve birbirine girmiş sarmaş dolaş bahçeler yetiştirelim diye.

17- ﴿إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا﴾


Şüphe yok ki hüküm verip, ayırt etme günü belirlenmiş bir vakittir.

18- ﴿يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا﴾


Sur’a üflendiği gün bölük bölük geleceksiniz.

19- ﴿وَفُتِحَتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا﴾


Ve gökyüzü açılarak orada pek çok kapılar oluşur.

20- ﴿وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا﴾


Dağlar yürütülüp bir seraba dönüşür.

21- ﴿إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا﴾


Şüphesiz Cehennem de bir gözetleme yeridir.

22- ﴿لِلطَّاغِينَ مَآبًا﴾


Azgınların varacağı sığınaktır.

23- ﴿لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا﴾


Orada çağlar boyu kalacaklardır.

24- ﴿لَا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا﴾


Orada ne bir serinlik, ne de bir içecek tadacaklar.

25- ﴿إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا﴾


Yalnızca kaynar su ve irinden içecekler.

26- ﴿جَزَاءً وِفَاقًا﴾


(Dünyada yaptıklarına karşılık) Uygun bir ceza olarak.

27- ﴿إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا﴾


Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.

28- ﴿وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا﴾


Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.

29- ﴿وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا﴾


Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) tamamiyle sayıp tespit ettik.

30- ﴿فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا﴾


Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”

31- ﴿إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا﴾


Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.

32- ﴿حَدَائِقَ وَأَعْنَابًا﴾


Bahçeler ve üzümler vardır.

33- ﴿وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا﴾


Göğüsleri olgun yaşıt kızlar vardır.

34- ﴿وَكَأْسًا دِهَاقًا﴾


Dolu dolu kadehler vardır.

35- ﴿لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا﴾


Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.

36- ﴿جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا﴾


Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağıştır bu.

37- ﴿رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمَٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا﴾


Bunlar; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahman olan Rabbindendir. Ona hitap etmeye güç yetiremezler.

38- ﴿يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا ۖ لَا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَٰنُ وَقَالَ صَوَابًا﴾


Ruh'un ve meleklerin sıra sıra duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışındakiler konuşamazlar. Onlar da doğruyu söylerler.

39- ﴿ذَٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ ۖ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِ مَآبًا﴾


İşte bu o hak gündür. O halde dileyen Rabbine bir dönüş yolu edinsin.

40- ﴿إِنَّا أَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا﴾


Biz, sizi çok yakın bir azapla uyardık. Herkes o gün, kendi elleriyle ne yaptığına bir bakar ve kâfir olanlar da: "Keşke toprak olsaydım!" der.

الترجمات والتفاسير لهذه السورة: