البحث

عبارات مقترحة:

المقتدر

كلمة (المقتدر) في اللغة اسم فاعل من الفعل اقْتَدَر ومضارعه...

الله

أسماء الله الحسنى وصفاته أصل الإيمان، وهي نوع من أنواع التوحيد...

الشهيد

كلمة (شهيد) في اللغة صفة على وزن فعيل، وهى بمعنى (فاعل) أي: شاهد،...

الترجمة التركية - شعبان بريتش

ترجمة معاني القرآن الكريم للغة التركية ترجمها شعبان بريتش. ملاحظة: ترجمات بعض الآيات (مشار إليها) تم تصويبها بمعرفة مركز رواد الترجمة، مع إتاحة الاطلاع على الترجمة الأصلية لغرض إبداء الرأي والتقييم والتطوير المستمر.

1- ﴿بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا﴾


Yemin olsun, birbiri ardınca gönderilenlere;

2- ﴿فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا﴾


Şiddetle esip savrulanlara;

3- ﴿وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا﴾


Yaydıkça yayanlara;

4- ﴿فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا﴾


Ayırdıkça ayıranlara;

5- ﴿فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا﴾


Zikri ulaştıranlara;

6- ﴿عُذْرًا أَوْ نُذْرًا﴾


Özür veya korkutmak için,

7- ﴿إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ﴾


Size vadedilen elbette gerçekleşecektir.

8- ﴿فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ﴾


Yıldızların ışığı söndüğü zaman;

9- ﴿وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ﴾


Gök yarıldığı;

10- ﴿وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ﴾


Dağlar un ufak savrulduğu zaman;

11- ﴿وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ﴾


Rasûller toplandığı zaman;

12- ﴿لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ﴾


Bu hangi güne ertelenmiş?

13- ﴿لِيَوْمِ الْفَصْلِ﴾


Ayırma gününe.

14- ﴿وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ﴾


Hüküm gününün ne olduğunu ne bilirsin?

15- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

16- ﴿أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ﴾


Evvelkileri helak etmedik mi?

17- ﴿ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ﴾


Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.

18- ﴿كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ﴾


İşte suçlulara böyle yaparız!

19- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

20- ﴿أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ﴾


Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?

21- ﴿فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَكِينٍ﴾


Ve suyu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

22- ﴿إِلَىٰ قَدَرٍ مَعْلُومٍ﴾


Belli bir süreye kadar

23- ﴿فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ﴾


Buna gücümüz yetti. Ne güzel güç yetirenleriz

24- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

25- ﴿أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا﴾


Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?

26- ﴿أَحْيَاءً وَأَمْوَاتًا﴾


Dirilere ve ölülere.

27- ﴿وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا﴾


Orada yüksek dağlar yaratıp size tatlı su içirmedik mi?

28- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

29- ﴿انْطَلِقُوا إِلَىٰ مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ﴾


Haydi yalanladığınıza yürüyün.

30- ﴿انْطَلِقُوا إِلَىٰ ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ﴾


Yürüyün üç kollu (ateşin) gölgesine!

31- ﴿لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ﴾


Gölgelendirmez, alevden de korumaz.

32- ﴿إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ﴾


O, köşk gibi kocaman kıvılcım saçar.

33- ﴿كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ﴾


Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.

34- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

35- ﴿هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ﴾


Bu, onların konuşamayacakları bir gündür

36- ﴿وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ﴾


Özür dilemeleri için onlara izin verilmez

37- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

38- ﴿هَٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ﴾


Bu, ayırma günüdür Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız

39- ﴿فَإِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ﴾


Eğer bana karşı bir tuzağınız varsa, onu hemen kurun!

40- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

41- ﴿إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ﴾


Allah’tan sakınanlar ise gölgeler içinde ve pınar başlarındadır.

42- ﴿وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ﴾


Arzu ettikleri meyveler…

43- ﴿كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴾


Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için!

44- ﴿إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ﴾


Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

45- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Yalanlayanların o gün vay haline!

46- ﴿كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا إِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ﴾


Yiyin ve azıcık faydalanın, nasılsa siz suçlusunuz!

47- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

48- ﴿وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ﴾


Onlara, “Rükû edin!” denildiği zaman, rükû etmezlerdi.

49- ﴿وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ﴾


Vay haline o gün, yalanlayanların!

50- ﴿فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ﴾


Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze iman edecekler?

الترجمات والتفاسير لهذه السورة: